Yükleniyor Etkinlikler

Sena Başöz – Hafiflemeye Dair

DEPO / Tütün Deposu Lüleci Hendek Caddesi No.12 Tophane
Mayıs 11 @ 18:30 - Temmuz 1 @ 19:00
  • Bu etkinlik geçti.

11 Mayıs 2018 – 1 Temmuz 2018

Fizikle ilgilenen herkesin eninde sonunda karşılaştığı çelişki şudur: Elle tutulur nesneler üzerindeki kontrolünüz, maddesel varlığı olmayan matematiksel olgular üzerindeki kontrolünüzden daha azdır.
Rastlantı ve Kaos, David Ruelle

Sena Başöz’ün kişisel sergisi Hafiflemeye Dair, 12 Mayıs-30 Haziran tarihleri arasında Depo’nun ikinci katında sanatçının son dönem çalışmalarını biraraya getiriyor. Başöz’ün 2017 yazında Cité Internationale des Arts misafir sanatçı programında yaptığı araştırmaları da içeren sergi, iyileşme ve rejenerasyon üzerine yoğunlaşıyor. Hafiflemeye Dair, geçmişe dönüp belirli travmatik olayları tekrar dile getirmek yerine deneysel yöntemlerle çözümlemenin, başka şekillerde bahsetmenin yollarını araştırıyor.

İşleri aracılığıyla insan doğasındaki hayvan olma hali üzerine düşünen sanatçı, bu yönümüzü bizleri birbirimizle ve doğayla ilişkilendiren tek bağlantı olarak görüyor. Sanatçı, en çok bu yanımıza güveniyor. Beden ve mekân arasında aidiyet üzerinden yaşanan sürtüşmeyle bu bağlama dayanarak başa çıkmaya çalışıyor. Birçok farklı medyumda ve malzemede eseri biraraya getiren sergide sanatçı ağırlığını geride bırakmış kutular, rüzgârla işbirliği yapan kuş portreleri, geçmişten boynunu uzatmış bir sarmaşık, hem hatırlayan hem unutan bir silgi ve çeşitli desenler ve video işleri vasıtasıyla imkânsız veya son gibi görünen durumların içinden çıkmak üzerine fikir alıştırmaları yapıyor.

Hafiflemeye Dair, ölüm, yenilenme ve özgürleşme konuları etrafında şeffaf katmanlara başvuran bir kurgu yaratıyor. Organizmanın kendi kendini onarması ve doğanın uzun vadede sağladığı denge bu kurgunun bel kemiğini oluşturuyor.

Sena Başöz İstanbul’da yaşayan görsel sanatçı ve yönetmen. 2002 yılında Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde lisansını, 2010 yılında Bard College Film ve Video Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Son dönemde katıldığı sergiler arasında Experimental Field Tokyo, 13. Sharjah Bienali İstanbul Projesi Bahar ve Memphis Gallery-Linz (Lisa Truttman ile) yer alıyor. Filmleri, Cannes Film Festivali, Crossing Europe, Jihlava IDFF ve Gran Paradiso gibi pek çok festivalde gösterildi. Cité Internationale des Arts, Paris’te ve Atelierhaus Salzamt, Linz’de misafir sanatçı programlarına katıldı. Boğaziçi Üniversitesi’nde güncel sanat dersleri vermeye devam ediyor.

Üretim desteği:
SAHA – Çağdaş Sanatı Destekleme Girişimi

************************************************************************************************************************************************************

Hep birlikte ve olanca ağırlığıyla, hafiflemeye dair düşünmeyi deneyebilir miyiz?

Bir ihtiyaç olarak hafiflemekten söz ediyorum. Devam etmeyi kolaylaştıracak yöntemlerin mumla arandığı, yenilenme, iyileşme, umut ve şifa sözcüklerinin kullanılmaktan yorgun düştüğü bu tuhaf, tekrara düşen ve ağırlaştırılmış zamanlarda. Kuşlar gibi uçabilmeyi düşleyenlerin hızla çoğaldığı dünyada…

Sena Başöz, “Hafiflemeye Dair” başlıklı sergisinde, incelikli tahayyüllerini deneyimlemeye davet ediyor bizleri. Depo’nun, ağırlığımızla gıcırdayan rabıtaları üzerinde, kanat sesleri eşliğinde yükseliyor sergi.

Füruğ adlı enstalasyon, mekâna yayılan yüzlerce kuş fotoğrafından oluşuyor. Baş boşlukları çok bırakıldığından, izleyenin zihnine alan açmış gibi görünen kuş portreleri ile bakışıyoruz. Saint Joseph Lisesi’nin Doğa Tarihi Müzesi’nde rastladığı, 19. yüzyıl sonu -20. yüzyıl başlarına tarihlenen, tahnit edilmiş kuşları, fotoğrafın aynı zamanda başlı başına bir öldürme yöntemi olduğunu unutmadan fotoğraflıyor Başöz.

Kısıtlanmış, özgürlüğü elinden alınmış veya kaybedilmiş hayatların temsilinin fotoğrafa dönüştüğü o an. Kocaman bir yaşamın bir fotoğrafta sabitlenmesi ya da yaşamaya devam etmesi dilemması. Biricik kuş portreleri ile gözlerimizi kaçırmadan bakışırken bazen unutmamaya, bazen hatırlamaya çalışıyor zihnimiz. Tuttuğumuz, tutamadığımız tüm yaslar gibi.

Yüzlerce kuş portresinin kâğıda basılarak duvara iliştirilmesine, hayat gibi nereden eseceği pek de kestirilemeyen bir rüzgâr eşlik ediyor. Başöz’ün yaratıcılığı ile bu yapay rüzgâr, kağıtların kuş gibi kanat çırpmasını sağlıyor.

Kuş portreleri zeminlerinden kop(a)madan kanat çırparken yayılan ses, mekândaki diğer canlılar için de kısa bir anlığına bir kanada dönüşüyor. Özgürlüğe, kendi olmaya ve hafiflemeye giden yolun serçe gibi titrek, telaşlı olduğu kadar sahici sesi. Kuş gibi uçabilme ihtimali.

Her türden kuşa yer olan gökyüzü ve aslında hayatın kendisi gibi.

Mekânın Kutu gibi korunaklı odasında, kâğıt bir kutudan yükselen iki muhabbet kuşunun aynı adlı resmi yer alıyor. Pastel boyanın da verdiği güç ile Başöz, kuşların özgürleştiği ânın tanığı kılıyor izleyiciyi. Doğalarına aykırı bir koliden kurtulan kuşlar fırlıyorlar yukarı. İmkânsız ve belirsiz bir durumun içinden kendilik potansiyelleri ile çırparak kanatları. Özgürlüğe, telaşlı, kırılgan ve sahici bir uçuş hali. Bir insanın, bir sanatçının, bir kadının kendini gerçekleştirme metaforu gibi. Kendiliğe doğru uçmanın biçimlerinden biri.

Serginin tek canlı varlığı, sanatçının evinden mekâna taşıdığı Sarmaşık, salonlarımızın, mahremiyetimizin sessiz tanığı olarak bir diğer işe can veriyor. Başöz’ün kişisel tarihine referansla, bir aile fotoğrafından kadrajladığı fotoğrafları bu işte, evinden mekâna taşıdığı sarmaşık ile tamamlanıyor. Gerçek sarmaşık,dolanan, devam eden, budandıkça kök salan yapısıyla fotoğraftaki sarmaşıkla arasındaki otuz yılı aşkın zaman farkını kapatıyor. İki sarmaşığın işbirliği, ailedeki kadınlık aktarımını, taşınabilenleri ve geleneğin devamcısı olmayı düşündürürken, sarmaşığın kökleri suda uzamaya devam ediyor. Bazen içeriye, bazen dışarıya bazen de kendine dolana dolana kadınlık da devam ediyor yola.

Başöz, bu sergi aracılığı ile insanın doğasındaki yaratıklığa odaklanıyor.

İnsan doğasındaki yaratıklığın bizleri birbirimize ve doğaya bağlayan tek bağ olması üzerine düşünüyor. Ve bu yanımıza çok güveniyor.

Mekânın bir başka köşesinde, absürt yaratıcılığın şahane örneği Ayaklar heykeli yüzüyor suyun üstünde. Her canlı gibi devam etmenin bir yolunu bulmuş. Sınırları tanımlı bu yüzeyde, batmayan ama akamayan ayaklar. Batmaması hafifliğinden. Hayatın ritmi ile akabilmenin mümkün olmadığı zamanlarda devam etmenin ya da mucizelerin, mütevazı ve güçlü heykeli.

Kolektif hafızamızda, eğitim sisteminin yalın bir özeti sayılabilecek Silgi‘den de sesler yayılıyor mekâna. Hem silen, hem kaydeden bu silgiden yükselen seslere kulak verince, hem alıcı hem verici olduğunu idrak ediyoruz. Antenli silgi, doğru kanalın bir türlü çekmediği dünyada, sesimizin en cızırtısız çıkacağı kanalın arayışı… Bulunmak, kavuşmak ve ulaşılmak için sinyal vermeye devam ediyor.

Mekânda hafifliğine rağmen üst üste yığılabilmiş, incecik sınırların tanımladığı Kutular’ın içinden tüm bu sesler, hava ve duygular geçiyor.

Derleyip toplayamadığımız zihinlerimizin, bırak dağınık kalsın diyemediğimiz meselelerin, gündemsizlikten açılmayan İsviçre Parlamentosu’na gıpta etmenin, cızırdayan dünyamızın kanalı iyi çeksin diye anten üzerinde bakır tel tutmaktan ağrıyan kolumuzun, aileden miras kadınlık-erkekliklerimizin ve bunların hepsinin.

Toz duman düşünce dünyamız tül elekten incelikle süzülüp, derlenip toplanıp kenara konmuş. Sanatçının basit bir karakalem çizim ile görselleştirdiği gibi derlenip toplanıp bir araca yerleşmek, yeni yolculuklara hazırlanmayı umut eden, dağınık zihinlerin arzusu.

Sözlükte -ağır karşıtı diye tanımlanıyor hafiflik. Hafiflik, ağırlık olmadan anlaşılamıyor. Kuş gibi hafif, taş gibi ağır.

Son yıllarda paylaştığımız bu gri bulutun yansıması sayılabilir çağdaş sanat alanındaki tesadüf olamayacak sergi adları; Işıl Işıl Karanlık, Saadet Çıkmazı, Geceden Karanlık ya da Geceden Sonra…*

Şimdi hafifliği olanca ağırlığıyla düşünme vakti.

Başöz bu sergisinde, yasları tutmayı, ağırlığı yokluğu ile var ederek hafiflemeyi ve kendiliği işaret ediyor. Sergi, şeffaf, kırılganlığının farkında ve sahici bir potansiyelin işaretleri ile örülü…

Füruğ gibi “Kuş ölür, sen uçuşu hatırla” diyor Sena Başöz.

“Hafiflemeye Dair” sergisi, kendiliğimizin ve tüm dünyanın ağırlığı ile uçmayı hatırlatıyor.

Yasemin Özcan

*2016 – Işıl Işıl Karanlık, CANAN – Rampa; Saadet Çıkmazı, Yasemin Özcan – artSümer; Geceden Karanlık, Fulya Çetin – sanatorium; 2017 – Geceden Sonra, Fulya Çetin / Çağla Köseoğulları – FAİL Yayınları

Basın

26.6.2018
The end of the tunnel: Sena Başöz at DEPO
Daily Sabah

16.6.2018
Haziran’da Öne Çıkanlar
Vatan Gazetesi

Details

Start: Mayıs 11 @ 18:30
End: Temmuz 1 @ 19:00
Etkinlik CategorySergi

Mekan

Venue Name: Depo İstanbul
Address: DEPO / Tütün Deposu Lüleci Hendek Caddesi No.12 Tophane
İstanbul, 34425 Turkey
Phone: +90 (212) 292 39 56 - 57