Okyanus Çağrı Çamcı

Sub Rosa

Küratör: Görkem İmrek

13 Şubat – 11 Nisan 2026

Açılış: 13 Şubat Cuma, 18:30

Sint vera vel ficta, taceantur sub rosa dicta.  

 “İster gerçek olsun ister uydurma,                           
gülün altında konuşulanlar                              
sır kalmalı aramızda.”

—Anonim bir Latince söz                       

Atanmış toplumsal roller, rutin fedakârlıklar, yok sayılan bakım emeği, utanç ve korkular, bastırılmış istekler, ertelenmiş öfkeler, ayrılıklar, kulaktan kulağa fısıldananlar, hayata tutunmak için el yordamıyla bulunan yollar… Okyanus Çağrı Çamcı’nın ilk kişisel sergisine adını veren Sub Rosa, Latincede “gülün altında” anlamına gelir ve Antik Roma’da ihtiyat ve mahremiyeti temsil eder. Pratiğinde annesi, anneannesi ve teyzelerinin yaşamını kendi hikâyesiyle iç içe işleyen sanatçı, dört duvar arasında kuşaktan kuşağa örülen görünmez bağların izini sürer. Ev içi güç dengelerindeki “normal”lerin ürettiği sessiz direnç ve kırılganlıklara odaklanır; gündelik hayatta bunların çeşitli formlarda tekrarlanıp aktarılmasını irdeler.

Sub Rosa, doğrusal bir geçmiş anlatısını merkezine almaktansa, geçmişten bugüne taşınan bakış açısı ve tutumların, yadigâr travmaların, iletişimsizlik ve çatışmaların bedende, duygularda, kimlikte ve ilişkilerdeki yankılarıyla ilgilenir. Sanatçı, zamanla silinip giden bu deneyimler adına bir söz söylemekten kaçınır. Kadın olarak kimliklenen öznelerin kendilerini diledikleri zaman ve koşullarda ifade edebileceği güvenli bir diyalog alanı önerir.

Sanatçının aile arşivi temelli üretiminin vardığı noktayı imleyen bu sergi, açılma fikrini tekil bir beyandan ziyade kolektif bir yan yanalık üzerinden ele alır. Dayanışmayı, ortak bir dilde uzlaşmaktan çok farklı görüşlerde, farklı hızlarda, farklı mesafelerde, kimi zaman sözcüklere bile ihtiyaç olmadan birlikte kalabilme halinde arar. Sanatçı, bir netleştirme, tamamlama, onarma ya da hesaplaşma kaygısı olmaksızın geçmişin parçalı, kesintili, bulanık doğasını görünür kılar. Fotoğraf albümleri, ev eşyası, çeyizler ve kayda geçmemiş yaşanmışlıklara dayalı işler, hakikatin sabit ve eksiksiz bir kaydını tutmaz; kadınlık deneyimi etrafında kendini inşa eden öznelerin öfkelerini, dayanıklılıklarını, güçlenme pratiklerini ve aralarındaki aktarımları yansıtan araçlara dönüşür. Sanatçının çocukluk anılarıyla özdeşleşen güller, danteller, yazmalar, kumaş parçaları ve yelpazeler, ev içi ve dışında kurulan örtük ama bir o kadar da yaratıcı ve stratejik iletişim ve ifade biçimlerine gönderme yapar. Resimler ve enstalasyonlarda doğrudan bir temsiliyetin yerini sezgisel bir yakınlık alır. 

Sub Rosa’da aile kavramı, biyolojik ya da duygusal bir bağın yanı sıra politik bir alan, bireyin köklerinin dışında şekillendirdiği “seçili” bir varoluş biçimi olarak yer bulur. Sanatçı, annesi, anneannesi ve teyzelerinden yola çıkarak kendi bedenine ve nihayetinde kadınlık deneyimlerine yönelir ve mahrem hayatta birikenlerin kamusal alandaki tezahürlerine bakar. Geleneksel yapıların görünmezleştirdiği kimliklerle duygudaşlık kurmaya çalışırken söylenenler kadar susulanların da pratiğinin bir parçası olduğunu vurgular. 

Sub Rosa, sanatçının çocukluk ve ilk gençliğinden zihninde kalanları, bedenine yansıyanları, kendini keşfetme ve açılma süreçlerini aile içi hafızayla, toplumsal koşullarla ve beden politikalarıyla ilişkilendirir. “Gülün altında” konuşulanları, imgeler, gündelik nesneler, bakışlar, jestler ve çağrışımlar aracılığıyla düşünmeye davet eder. Bu yolla sergi, seyirlik bir unsur değil, bir aradalığa imkân tanıyan bir zemin olarak varlık gösterir. Bu, ne bir iyileşme ne de bir özgürleşme anlatısıdır; bireysel olanı kolektifle bağdaştıran Sub Rosa, sevgi ve çatışma, süreklilik ve kopuş, dayanıklılık ve kırılganlık gibi kavramların yeniden yorumlandığı bir eşik olarak sunulur.

Bu sergi, Prince Claus 2025 Seed Award ve Grantmakers 4 Girls of Color ile Global Narrative Hive ortak sponsorluğunda @ourcollectivepractice tarafından yürütülen The Narrative Revolution Fellowship desteğiyle gerçekleştirildi.                  

Sergi Tasarımı: Sena Çelebi

Baskı: Lamarts

Teşekkürler
Birgül Doğan, Delal Eken, Hilal Mumcu, Kübra Ayyıldız, Melek Demirel, Merve Elveren, Perihan Uzunalioğlu, Sayime Demirel, Seçil Epik, Sevim Sancaktar, Şenel Demirel Jotun

27 Mart 2026
“Kırılgan ama inatçı bir yan yanalık ihtimali: “Sub Rosa””
Furkan Öztekin – Argonotlar

21 Mart 2026
“Fısıltı hâlinde taşınan hikâyeler: Sub Rosa sergisi üzerine”
Metin Akdemir – bantmag

16 Şubat 2026
“Odadan çıkmanın yolları: Sub Rosa”
Tuğçe Yılmaz – bianet

Okyanus Çağrı Çamcı

Sub Rosa

Küratör: Görkem İmrek

13 Şubat – 11 Nisan 2026

Siyah zemin üzerinde dikenli, parlak metalik mor bir gül sapını gösteren sergi posteri.

Açılış: 13 Şubat Cuma, 18:30

Sint vera vel ficta, taceantur sub rosa dicta.  

 “İster gerçek olsun ister uydurma,                           
gülün altında konuşulanlar                              
sır kalmalı aramızda.”

—Anonim bir Latince söz                       

Atanmış toplumsal roller, rutin fedakârlıklar, yok sayılan bakım emeği, utanç ve korkular, bastırılmış istekler, ertelenmiş öfkeler, ayrılıklar, kulaktan kulağa fısıldananlar, hayata tutunmak için el yordamıyla bulunan yollar… Okyanus Çağrı Çamcı’nın ilk kişisel sergisine adını veren Sub Rosa, Latincede “gülün altında” anlamına gelir ve Antik Roma’da ihtiyat ve mahremiyeti temsil eder. Pratiğinde annesi, anneannesi ve teyzelerinin yaşamını kendi hikâyesiyle iç içe işleyen sanatçı, dört duvar arasında kuşaktan kuşağa örülen görünmez bağların izini sürer. Ev içi güç dengelerindeki “normal”lerin ürettiği sessiz direnç ve kırılganlıklara odaklanır; gündelik hayatta bunların çeşitli formlarda tekrarlanıp aktarılmasını irdeler.

Sub Rosa, doğrusal bir geçmiş anlatısını merkezine almaktansa, geçmişten bugüne taşınan bakış açısı ve tutumların, yadigâr travmaların, iletişimsizlik ve çatışmaların bedende, duygularda, kimlikte ve ilişkilerdeki yankılarıyla ilgilenir. Sanatçı, zamanla silinip giden bu deneyimler adına bir söz söylemekten kaçınır. Kadın olarak kimliklenen öznelerin kendilerini diledikleri zaman ve koşullarda ifade edebileceği güvenli bir diyalog alanı önerir.

Sanatçının aile arşivi temelli üretiminin vardığı noktayı imleyen bu sergi, açılma fikrini tekil bir beyandan ziyade kolektif bir yan yanalık üzerinden ele alır. Dayanışmayı, ortak bir dilde uzlaşmaktan çok farklı görüşlerde, farklı hızlarda, farklı mesafelerde, kimi zaman sözcüklere bile ihtiyaç olmadan birlikte kalabilme halinde arar. Sanatçı, bir netleştirme, tamamlama, onarma ya da hesaplaşma kaygısı olmaksızın geçmişin parçalı, kesintili, bulanık doğasını görünür kılar. Fotoğraf albümleri, ev eşyası, çeyizler ve kayda geçmemiş yaşanmışlıklara dayalı işler, hakikatin sabit ve eksiksiz bir kaydını tutmaz; kadınlık deneyimi etrafında kendini inşa eden öznelerin öfkelerini, dayanıklılıklarını, güçlenme pratiklerini ve aralarındaki aktarımları yansıtan araçlara dönüşür. Sanatçının çocukluk anılarıyla özdeşleşen güller, danteller, yazmalar, kumaş parçaları ve yelpazeler, ev içi ve dışında kurulan örtük ama bir o kadar da yaratıcı ve stratejik iletişim ve ifade biçimlerine gönderme yapar. Resimler ve enstalasyonlarda doğrudan bir temsiliyetin yerini sezgisel bir yakınlık alır. 

Sub Rosa’da aile kavramı, biyolojik ya da duygusal bir bağın yanı sıra politik bir alan, bireyin köklerinin dışında şekillendirdiği “seçili” bir varoluş biçimi olarak yer bulur. Sanatçı, annesi, anneannesi ve teyzelerinden yola çıkarak kendi bedenine ve nihayetinde kadınlık deneyimlerine yönelir ve mahrem hayatta birikenlerin kamusal alandaki tezahürlerine bakar. Geleneksel yapıların görünmezleştirdiği kimliklerle duygudaşlık kurmaya çalışırken söylenenler kadar susulanların da pratiğinin bir parçası olduğunu vurgular. 

Sub Rosa, sanatçının çocukluk ve ilk gençliğinden zihninde kalanları, bedenine yansıyanları, kendini keşfetme ve açılma süreçlerini aile içi hafızayla, toplumsal koşullarla ve beden politikalarıyla ilişkilendirir. “Gülün altında” konuşulanları, imgeler, gündelik nesneler, bakışlar, jestler ve çağrışımlar aracılığıyla düşünmeye davet eder. Bu yolla sergi, seyirlik bir unsur değil, bir aradalığa imkân tanıyan bir zemin olarak varlık gösterir. Bu, ne bir iyileşme ne de bir özgürleşme anlatısıdır; bireysel olanı kolektifle bağdaştıran Sub Rosa, sevgi ve çatışma, süreklilik ve kopuş, dayanıklılık ve kırılganlık gibi kavramların yeniden yorumlandığı bir eşik olarak sunulur.

Bu sergi, Prince Claus 2025 Seed Award ve Grantmakers 4 Girls of Color ile Global Narrative Hive ortak sponsorluğunda @ourcollectivepractice tarafından yürütülen The Narrative Revolution Fellowship desteğiyle gerçekleştirildi.                  

Sergi Tasarımı: Sena Çelebi

Baskı: Lamarts

Teşekkürler
Birgül Doğan, Delal Eken, Hilal Mumcu, Kübra Ayyıldız, Melek Demirel, Merve Elveren, Perihan Uzunalioğlu, Sayime Demirel, Seçil Epik, Sevim Sancaktar, Şenel Demirel Jotun

RELATED EVENTS

PRESS

27 Mart 2026
“Kırılgan ama inatçı bir yan yanalık ihtimali: “Sub Rosa””
Furkan Öztekin – Argonotlar

21 Mart 2026
“Fısıltı hâlinde taşınan hikâyeler: Sub Rosa sergisi üzerine”
Metin Akdemir – bantmag

16 Şubat 2026
“Odadan çıkmanın yolları: Sub Rosa”
Tuğçe Yılmaz – bianet